Kırklareli’de kadın haklarının oldukça ilerlemiş olduğunu daha önce ifade etmiştik. Peki erkek kavramı nasıl değerlendirilmeli? Literatürde, 'hegemonik erkeklik'in birçok tanımı bulunmaktadır. Bunlardan birkaçı şöyledir: Erkeğin tek bir biçimde, bir örnek model üzerinden temsil edilmesi, tek bir erkeklik biçiminin, diğer erkeklik biçimlerinin tümünü yok sayması, farkı biçimlere yaşam alanı bırakmaması anlamında baskıcı bir tanımlamadır. Diğer erkeklik biçimleri ya yok sayılır ya da marjinalleştirilir. Bu anlamda erkeklik, yalnızca kadınlar üzerinden egemenlik kuran bir iktidar biçimi değil, diğer erkeklik biçimleri üzerinde de –radikal feministlerin ifadesiyle– son tahlilde şiddeti içeren biçimde tahakküm kuran bir yapı olarak karşımıza çıkar.

Baştürk ve Tönel, Feminist Çalışmalardan Hegemonik Erkekliğe adlı çalışmalarında, hegemonik erkekliği, genel olarak erkeklerin kadınların üzerindeki egemenliğinden beslenen ve farklı erkeklik biçimleri arsında da hegemonik bir ilişki inşa eden bir erkeklik kurgusu olarak tanımlamaktadırlar. Sancar'a göre ise hegemonik erkeklik en genel tanımıyla, ''iktidarı elinde tutan erkeklerin sahip olduğu erkeklik imgesi''ne işaret eden bir kavram olarak tartışmaların merkezine oturdu.

Dizinin genel söylemi incelendiğinde erkek olmanın, ‘adam olma’ ifadesi altında sürekli olarak ‘ispatlanması’ gereken bir konum olarak kodlandığı görülmüştür. Erkek karakterlerin sergilediği performanslar da erkekliklerinin kanıtlanması için verilen mücadeleler olarak karşımıza çıkmakta.

Kuzey karakteri için ‘erkek olma’, erkeklik ritüellerinden biri olan askerlik hizmetini yerine getirmekle eşdeğerdir. Ancak, cezaevine girdiği için askeri okula gidip subay olma hayalini yitirmiştir. Cezaevinden tahliye olduktan sonraki ilk işi askerlik başvurusu yapmak olur, fakat sağlık muayenesi sonunda askerliğe elverişli olmadığı kararına varılır. Kuzey, cezaevinde paralı dövüş yaparken, dövüş sonrasında mahkûmlardan biri tarafından bıçaklanmıştır. Bu bıçak yarası Kuzey’i askerliğe elverişsiz hâle getirir. Askere gidemeyen, babası Sami Bey’in deyimiyle ‘çürüğe çıkan’ Kuzey, bunu büyük bir erkeklik kaybı olarak algılayıp bunalıma girer ve dövüşlere katılır.

Medyanın cinsiyetçiliğinin belki de en önemli nedenlerinden bir tanesi de medyada yer alan yazılı, görsel, işitsel metinlerin erkekler ve/veya erkek egemen zihniyetler tarafından üretiliyor olması ve kadın bakış açısını yansıtamamasıdır. Medya sektöründe cinsiyetçi bir işbölümünün varlığından söz edilebilir. Kadınların birçok alanda olduğu gibi medya kuruluşlarında da erkeklerden daha alt kademede çalışmakta olduğunu gözlemlemek mümkündür. Kadınlar için halkla ilişkiler, sunuculuk, “ekran önü” işler uygun meslekler olarak nitelendirilirken gazetecilik hâlâ ‘erkek’ mesleği olarak görülebilmektedir. Türkiye’de 1990’ların başından itibaren özel yayıncılık şirketlerinin sayısının hızla artmasıyla birlikte özellikle görsel medya ve sinemada kadınların sayısının arttığı ve daha üst konumlara gelebildikleri gözlenmekteyse de medya sektöründe çalışan kadınlar genelde orta düzeydeki pozisyonlarda yer almış, yönetim kademesi genellikle erkeklerden oluşmuştur.

Türkiye’de gazetecilik mesleğinde kadın ve erkek istihdamını karşılaştıran Tahaoğlu, gazetelerin künyelerinin % 19’unun kadın, % 81’inin erkeklerden oluştuğuna, kadınların medya sektöründe yönetici pozisyonlarda yer alamadıklarına dikkat çekiyor. İnternette bu oranlar kadınlar lehine artmaktadır. Gazetelerde kadın muhabirlerin azınlıkta olduğu ya da hiç olmadığı alanların başında ise spor, ekonomi, diplomasi muhabirliği geliyor.

- Eğitim sisteminde medya okuryazarlığı derslerine yer verilerek öğrencilerin küçük yaşlardan başlayarak cinsiyetçiliğe karşı bilinçlendirilmeleri. Medya kuruluşlarının ayrımcı/cinsiyetçi dil ve pratiklerle mücadeleyi yayın politikalarında ve kurum içi işleyişte hayata geçirmeleri.

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin geliştirilmesinde hükümet programlarında ve politikalarında medyanın bileşen olarak ele alınması. Son 10 yılda bu çabalara sosyal medyanın sunduğu imkânlar da eklendi. Fiziksel kamusal alanlarda yeterince seslerini duyuramayan kadınlar, sanal kamusal alanlarda görünür hâle geldiler, kadınlık mücadelesine bir şekilde dâhil oldular. Kırcelli, Facebook’un kadın kimliği üzerine etkilerini incelediği çalışmasında şu sonuca varıyor: “Denilebilir ki Facebook toplumsal cinsiyet normlarının müzakere edildiği, yapılandığı ve yeniden yapılandığı değişen toplumsal ve kültürel alanlardan biri olma özelliği taşımaktadır. Burada genç kadınlar egemen toplumsal cinsiyet rollerini ve cinsiyetçi değerleri yeniden üretebildikleri gibi, zaman zaman bu değerler sorgulanmaya açık hale gelebilmektedir.

Kadın odaklı habercilik anlayışının geliştirilmesi ve feminist medya deneyimlerinin çoğaltılması, özellikle ana akım medyanın erkek egemen söyleminden bağımsız, alternatif medyanın kurulması, Medya İzleme Merkezleri oluşturularak medyada cinsiyetçi dilin belirlenmesi, takip edilmesi ve raporlanması, Sivil Toplum Kuruluşları’nın ve sosyal hareketlerin medyada cinsiyetçiliğe ilişkin farkındalık kampanyaları gerçekleştirmeleri